BİR KULAK OPERASYONU !!!

IMG-20140306-WA0001

B:  Alo Ahu  !!!

A:  Efen……

B:  Ben kesin karar verdim. Derin’in tek başına uyuması konusunu ben bir türlü beceremiyorum. Yok .Halledemiyorum Ahu ! Denemediğim yol kalmadı . Artık bana lütfen profesyonel destek ver.

A: Tamam Gizem’cim sakin ol. Herkes aynı yollard…..

B: Kulağımızı tutmaya  devam ediyo. Bayıldım artık hissetmiyorum kulaklarımı. Yanında yatmamızı istiyo. E gece de zaten saat 3′ de yanımıza geliyo. Ayakları burnumuzda. Kırılıcak güzel burnum diye korkuyorum valla. Ama bende çok hatalıyım. Gece daha yatağından kalktığını duyar duymaz gözlerim kapalı kollarımı açıyorum ki alayım yanıma diye. Pıt Pıt ayak seslerinden önce ben hazır bekliyorum Onu zaten. Hop sarılıp ortaya yerleşiyor hanım. Akşamları da yorgun yorgun işten geliyoruz yanına uzanıp uyutmak ilaç gibi geliyor. Ah aslında bebekken hiç yanımızda yatırmamıştım biliyor musun.  Çok daha kuralcı ve disiplinliydim. Ama işte büyüdükçe kıyamamaya başladım ah Ahu. Bi hastalandı aldık yanımıza bütün kurallar gitti çöpe. Şimdi ağlatamıyorum da. Ama bir çocuğum daha olursa söz valla dinlemicem kimseleri erkenden öğrensin tek başına uyumayı. Ah Ahu biliyomusun çok da hoşumuza gidiyor kokusuyla uyumak uyanmak. Bazen uykusunda konuşuyor kaydediyorum sesini. Bazen de yorganla savaşıyo. Hiç sevmiyor üstünü örtmeyi. Rüyasında ne gördüğü dudaklarından hemen belli oluyo. Kikirdemeler huysuzlanmalar bildiğin geceleri onu izliyoruz uyumak yerine. Sonra gündüz neden uykusuzuz düşün….

A: Gizem’cim bak şöyle yapalım isters………………….

B: Ah Ahu’cum babasıyla da hiç anlaşamıyoruz bu konuda. Bana kalsa şimdiye kadar çoktaaaaaan öğrenmişti ama hiç kıyamıyor ki babası. Hemen yumuşuyor. Neymiş efendim daha kaç sene yanımızda yatabilirmiş ki zaten, isticekmişiz de öptürmicekmiş, odasına bile almicakmış yakında…Ama mesele onun doğru gelişmesini sağlamak değil mi zaten Ahu’cum. Bize bağımlı kalması daha mı iyi ? Ben onu zaten sevgimle büyütüyorum. Bir eksikliğini hissedeceği tavrım ve tutumum yok. Ama disiplin baleden de biliyosun hep söylerim çok önemli dimi Ahu’cum !

A: Gizem çarşamba saat 1 de sendeyim . Bay baaayyyyyy !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Anladım !!!       🙂

Herzaman söylerim. Siz her nekadar okursanız okuyun, bir işi iş benimsemiş kişiden yiyeceğiniz kırklarca fırın ekmek çok önemlidir.

Ve Salı saat 1 de kapı çalar ! Gül yüzlü deniz gözlü uyku kraliçem artık kollarımdadır 🙂

Bir başlar anlatmaya, su gibi … Tabi ki arada “ama”  larımla sabrını zorlarım. Yılmaz…

Uçak der, bıçak der, beyin der. Oradan nöron der, odaklanma der. Sonra matematik girer devreye.

Spa der yoga der   ( Arada kıkırdarız tabi ) İhtiyaçlar ve istekler der. Anne sevgisi der. Baba sevgisi der. Tutarlılık der. Daha neleeeer der neler.

Hepsi birbir aklımda. Ama en çok bıçak ve uçak 🙂  Ve bir sürü de ebeveyn ev ödevleriyle beni baş başa bırakıp gider kuzularını almaya. Bende oradan derse.

Programa  henüz başlamadım. Önce içimi sonra eşimi eğiteceğim. Fakat şu var ki Ahu’nun aklıma ve kalbime uygun öneri ve tespitleri için bir kez daha O’na teşekkür etmek istiyorum.

Uyku Kraliçem Öpüyorum Seni 🙂

Yaşasın Kulaklarıma Özgürlüüüükkkkk  !!!!!!!

Reklamlar

CAHİT SITKI 103 YAŞINDA !

Etiketler

, , , ,

 

” BAZI İNSANLAR VARDIR ÖLÜMÜ DEĞİL DOĞUMU ANILMALIDIR “

2 Ekim 2013 Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğumunun tam 103. yılı. Şiirleriyle analım istedim. Şiir okumayalı …diyenlere bende katılarak … Sevgiyle

cst

Otuz Beş Yaş

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.

N’eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.

Atatürk’ü Düşünürken

Ne şairane mevsimdi eskiden sonbahar
Bahçeleri talan eden bir deli rüzgardı
Kırılan dal düşen yaprak şaşkın uçan kuşlar
Eskiden sonbaharın bir güzelliği vardı

Gel gör ki Atatürk’ün ölümünden bu yana
Sonbahar dahi bir tuhaf bir başka geliyor
Vatan gerçeklerini hatırlatıp insana
Türk yüreklerimizi burka burka geliyor

Memleket İsterim

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

 

Abbas

Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber Sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

İlk Aşk

Felek ne kadar kahretse kalbimize,
Zaman zaman hatırladığımız olur,
Hangi dilber ilk aşkı tattırdı bize;
Bir bahtiyarla yaşadığımız olur.

Ah o yaz gecesi, o mehtap, o havuz!
Balkonundan gül atan cömert sevgili!
Aşkınla deli divane olduğumuz,
Sarmaşığa tırmandığımızdan belli.

Belki bugün bu yaşta tekrar olunmaz,
İlk aşk gecesinin masum yeminleri,
Fakat nerde ilk öpüşün verdiği haz?
Saadet bilmiyorum o hazdan gayri.

 

KÜRT SİR TÜRK GİZEM…

Ben ilkokula başladığım günden, 99 yılında liseden mezun olana kadar her okul günü Türk olduğum için mutlu olmayı, küçüklerimi sevmeyi, büyüklerimi saymayı, yurdumu milletimi özümden çok sevmeyi öğrenerek büyüdüm.

Hiçbir gün de Türk’lüğümden gurur duyarken, alevi, kürt veya en bilmediğim herneyse, ondan nefret etmeyi, sevmemeyi, beraber yaşamamayı, dışlamayı, oyunda oynatmamayı, gruba almamayı, beslenme çantamdakini paylaşmamayı düşünmedim ve düşündürülmedim.  Bunu İstanbul ’un tam göbeğinde birçok sorundan bi haber yaşayan ben anlatıyorum…

Ben sorunsuz, pamuklarla çevrili hayatımı, kürt düşmanlığı öğrenmeden yaşarken, benim varlığımın gücünde yoklukla yoğrulan “Sir ” ( Kürtçe Gizem )  ise bir okulu olsa da düşmanlık öğrenmese, içinde istemeden büyüyen kin hiç olmasa diye içinden ağlıyordu; nafile … Okul yoktu,  yol yoktu, oyuncak yoktu… Aile mi ? İyisiyle kötüsüyle baba tabi …  Ona da babası öyle öğretmiş…Hiç girmiyorum derinlere ! Nafile kin büyüyordu …

Bu klişe karşılaştırmayı daha fazla uzatmayacağım. Gündem malum. Uygun bir giriş yapmak istedim sadece. Gündem Paket. Her tarafı , demokratikleşme adına dem vurulmaktan yara bere içinde kalmış bir ülkeyiz. Bakıyorum da BDP, Kürt Milliyetçileri veya PKK örgütünü savunan her kimse, her hangi topluluksa, elbette Amerika’ nın desteğiyle başı dik, gururlu ve haysiyetli tavrıyla gözlerimi kamaştırıyor. Söz sahibi kadın milletvekili sayısıyla olsun, onlara bu derece taviz veren,  el üstünde tutmaları gereken bir hükümete dahi  “  Tavizleriniz bize yetmiyor! Çıkın ülkemizden “ demeleri an meselesi olan bir toplulukla karşı karşıyayız. Bu topluluk Gilyas, Gilyas’ın ağabeyleri, amcaları, anneleri … Öyle mi ??? Çelişkiler topluluğu …

Diyorlar ya, sırf bu hükümet yapıyor diye eleştirenler var … Evet var. Evet ben o “sırf” lardanım işte. Dinse, onlarla aynı dinden değilim. Allah diyorlarsa, Benim Allah’ım onlarınkinden başka…  Ak  diyorlar kenilerine…  Adaletim de farklı, kalkınmam da …

Kızgınım çok ben doğmadan olup bitenlere. Bugünlerde emeği büyük olanlara, ahkam kesenlere. Benim çocuğum da bana kızgın olacak mıdır yoksa, bu kabus bittiğinde kazanılmış zaferle gurur mu duyacaktır ?

Herkesin çözümünü bildiği ama gücünün yetmediği ve güç sahibi olunduğunda da gücünden olmamak için sustuğu, çare aramaktan vazgeçtiği bir hikayeyi şimdi çözüyorlar.

Yaşasın. Çok mutlu yaşayacağız artık. Herkes kendi dilinde günaydın desin birbirine. Anlamayalım ne dediğimizi. Hatta şimdi yanlış anlayıp silah çeker miyiz birbirimize!

Siz önce erkek çocuklarının oyuncak silahlarla oynamasına engel olun savaş karşıtları!

Siz önce düşmanlık olmayan yere düşmanlık aşılamayı bırakın da gerçek düşmanı  görün !

Evet ben onlardanım. Siz ne derseniz inanmayan, sevabınıza  bile ortak olmayanım.

Çünkü siz yalancısınız…Çünkü siz kötü kalplisiniz… Çünkü siz geri kafalısınız… Çünkü siz diktatörsünüz… Çünkü siz bu ülkede beni gelecekten korkutan böcülersiniz…

Çok daha iyi olabilirdiniz, beni de kandırabilirdiniz …

Not :  Bu yazıdan sonra hayatımda bir değişiklik olursa, yönümde ve yolumda bir taş olursa biline…:)

KIRMIZI KOLTUK-GENÇ VİYOLACI GÜNSU ÖZKARAR

Etiketler

, , , , ,

Kırmızı koltukta bu defa Viyolayı tanıyoruz. Genç bir müzisyen olan Günsu Özkarar  ailenin seçimler üzerindeki etkisinin iyi bir örneği. Enstrümanı ve aldığı eğitimleri izinde, çocukları müzikle yaşasın isteyen ebeveynlere ve özellikle viyolayı tanımak isteyen gençlere yol gösteriyor.

“Günsu Özkarar” Kimdir ?   12378_203180879860524_984501700_n

 

1987 Ankara dogumlu Günsu Özkarar; Bilkent Universitesi Muzik ve Sahne Sanatlari Fakultesi Viyola Ana Sanat dali mezunu. Universitenin ardindan Isvicre’de Hochschule der Kunste Bern’de Muzik Pedagoji Master’ini tamamladi. Ayrica Orchester der HKB’de yer alarak, Christopher Warren-Green, Bruno Weil, Daniel Klajner, Jos van Immerseel (Anima Eterna Brugge), Kai Baumann gibi farkli orkestra sefleriyle konserler verme deneyimi edindi. Çağdaş ve Barok Muzik Konserlerinde, Concours Europeen des chefs de Brass Band Ensemble basta olmak üzere, Coupland Clarinet Concerto String Ensemble gıbı farklı oda orkestralarinda, Orionio und Zarrautz Muzik Tiyatrosu’nda ve Zürich’te düzenlenen Rossini Orkestra Projesi gibi farkli topluluklarda calistı.Özkarar,master egitiminde yan dal olarak oda müziginde uzmanlastı.Master uzmanlik tezini bu konuda uzman, supervizoru Max Fluckiger esliginde ‘Erken Muzik Egitimi’ uzerine yazan Ozkarar, mezuniyetinin ardindan Istanbul’a yerlesti. Hala uyesi oldugu Schweizer Jugend Sinfonie Orchestra ve The Women Orchestra of Switzerland´in Avrupa turnelerinde calmaya, bunun yani sira Istanbul´da kurduklari  Trio calismalarina devam etmektedir.

 

Ailende sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenme  durumu var mıydı?

Dedemin babasi Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın temeli olan Mızıka-ı Hümayun’da cellistmis. O’nu kaybettigimizde ben cok kucuktum ama kocadedenin (boyle diyordum) hikayelerini, anneanne ve dedesiyle buyumus bir cocuk olarak, onlardan hep dinliyordum. Mesela kendi kendine kontrabas calmayi ogrenmis, aksamlari bazi mekanlarda caz calarmis ama parmaklari fazladan nasir olmasin diye eldivenle caliyormus gibi enteresan hikayelerdi bunlar 🙂 Muzisyen babanin oglu olarak dedem de gercek bir muziksever ve iyi bir dinleyiciydi. Dedem ofisinde, radyoda klasik muzik saati… Dedem evde tras oluyor, fondaki operaya islikla eslik ediyor… Dedemle arabadayiz, radyoda caz saati… Bunlar cocukluguma dair goruntulerden… Muzik kulagimin da o yillarda, bu sayede gelismeye basladigina eminim. Bir de annem tiyatrocu. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyuncuydu ben cocukken… Rutkay Aziz’in yonetmen oldugu, simdi hepsi unlu olmus usta oyuncularin sahne aldigi ve AST’in en bilindik zamanlariydi… Onlarin sohbetlerine, okuma provalarina sahit oluyor, replikleri ezberlemis sekilde oyunlarin bitmesini bekliyordum kuliste. Oyunlari cocuk aklimla anlamlandirmaya calisarak ama o yasta anlamlandirma pek gerceklesmedigi icin de daha cok o oyunlari fantazi dunyama atarak buyudum ben 🙂

Harika donanımlar bu bahsettiklerin. Peki viyolayı seçmen nasıl oldu? Başka neler çalıyorsun?

Aslinda bilinçli bir seçim degildi. Hatta ben kocadedenin viyolonselleri bizde durdugu icin viyolonsel calmak istiyordum. O yillarda konservatuara giris sinavinda ellerimizi, dislerimizi, agiz yapimizi inceleme gibi suan dogrulugunu cok sorguladigim bir yontem soz konusuydu. Bu yontem dogrultusunda Hacettepe’de obua, Bilkent’te de klarinet verilmisti bana. Sonra nasil olduysa juriden bir hoca ‘Ama viyola ogrencisi almadik hic. Sen ister misin?’ dedi. O soru bir donum noktasi oldu benim icin. Viyola sinifina alindim boylece. Keman caliyorum, cok az da piano. Ama uzmanligim viyola.

1375977_203104383201507_548156240_n

Şimdi sanatın içine doğmayanlar ve biraz da uzak kalanlar için hep karışan bir bilgi vardır.

VİYOLA ve KEMAN arasındaki fark nedir ? Aydınlat bizi lütfen 

jjj

Viyola ve keman aslinda fiziksel olarak ayni sekilde caliniyorlar ancak viyolanin daha pes bir tonu var. Ayrica keman sol-re-la-mi ses tellerinden olusurken, viyola ayni cello gibi do-sol-re-la dan olusuyor. Ozellikle orkestralarin olmazsa olmazi cunku kemanlarla cello ve kontrabaslar arasinda balansi sagliyor.

Peki Viyola sence ne anlatıyor? Bunu da  her müzisyene sorarım !

Bir sarisinlar, bir lazlar, bir de viyolacilar… Dunyadaki cogu fikranin bu 3 grup icin oldugunu biliyor musunuz? Ben buna cok guluyorum ve hosuma da gidiyor. Cunku viyola benim icin uyum demek, denge demek. (orkestradaki balansi saglamasi gibi) Uyum ve denge beraberinde sabri ve olgunlugu getiriyor bence. Viyola cok olgun bir enstruman. Onemli seyleri cok goze sokmadan soyleyen mulayim biri gibi. Ondandir fikralari da iyi tasiyor bence 🙂

Eğitimin sırasında hiç pes etmek, bu bölümden ayrılmak istediğin oldu mu?

Olmaz olur mu? Kac kez ‘ben bu isi birakacagim’ diye hungur hungur agladigimi hatirlarim. Simdi geriye donup baktigimda, bu bikkinligin nedenini hocalara bagliyorum. Kucuk yastaki ogrencilerle birebir calisan hocalar sadece calma teknigiyle degil, motivasyonla, heyecani kontrol etme ve stressle basa cikmayla da ozel olarak ilgilenmeliler bence. Neyi nasil yapacagini iyi bilen ve etkili bir dialog kuran hocalarla ‘ben bu isi birakacagim’ buhranlarini yasayan ogrenciler azalacagina eminim.

1239913_10151627111115905_342807456_n

Müzik eğitimi alıyor olman seni arkadaş ortamlarında ayrıcalıklı kıldı mı ?

Dogruyu soylemek gerekirse kildi. Konservatuar disindan cok arkadasim vardi (ki hala vardir farkli alanlardan arkadaslarim) ve muzik okuyor olusumla hep ilgilenirlerdi. Insanlar muzik yapanlari seviyor saniyorum 🙂 Daha dogrusu muzigi seviyorlar ve bircok sey ogrenmek istiyorlar muzikle ilgili.

Bildiğim kadarıyla müzik dışında ilgilerin de var. Bahseder misin bize?

Bence ben gercek bir sanatseverim. Cok kitap okurum, cok film izlerim, tiyatroya, sergiye, konsere cok giderim. Lisedeyken bile tek basima festival filmleri izler, yonetmen soylesilerine katilirdim. O zamanlar ergenlik cagi tabi, arkadaslarim dalga gecerdi benimle “entel” diye 🙂 Ama aslinda entelektuellik degil bu, cocukken yetistigim ortamin olagan bir devami. Yani benim icin cok aliskin oldugum bir dil sanat. Birara fotograf cekiyordum, simdi ise yonetmen bir arkadasimla ciddi ciddi desen ustune calisiyorum. Onumuzdeki ay da caz vokal dersi almaya baslayacagim. Yeniliklere doyamayan bir yapim var. Algilarim farkli alanlara acik olmayinca enerjim duser ama guzel bir film izledigimde, yeni bir ressam kesfettigimde, bir siire vuruldugumda pozitif enerji dolarim. Bir de yoga yapiyorum ve senelerce yapmayi hedefliyorum.

Seninle tanışmamız çocuklar aracılığıyla oldu ve halihazırda çalışmaktasın.

Çocuklarla çalışmak nasıl ? Ne gibi bir yönem izliyorsun?  Kaç yaş gruplarıyla çalışıyorsun?1235903_203180843193861_876776151_n

Cocuklarla calismayi gercekten cok seviyorum. Beni hayal dunyalariyla cok sasirtiyorlar ve besliyorlar. Her seferinde yeni bir sey kesfediyorum. Ayrica bilimsel bir test gibi geliyor bana o yaslarda nasil ogrenildigine sahit olmak. Kendi kodladigim yanlis bilgileri analiz etmem icin bir bakis sunmus oluyor bu test 🙂 Suan en kucuk ogrencim 4 yasinda. 4 un altinda arayan ailelere erken muzik egitimi verebilecegimi soyluyorum. Bu egitimde de ozel CD’ler esliginde ritm tekrarlarimiz, ebeveyn destegiyle muzikle senkronize haraketlerimiz ve amaca yonelik oyunlarimiz soz konusu. Tabi yetiskin ogrencilerim de var. Baska meslegi olan bazi ogrencilerim is cikisi geliyor derse. Enstruman calmayi cok seviyor insanlar 🙂

Örneğin 4 yaşında çocukları olan bir ebeveyn, çocuklarının bir enstrüman  çalmasını istiyor ancak çocuk henüz ne isteyeceği konusunda bilgi sahibi değil. Aile nasıl yönlendirmeli ?

 

Bence ailenin once yapabilecegi en guzel sey, bebekliginden itibaren cocugu muzikle icice buyutmek. Eger kendisinin muzik becerisi olmadigini dusunuyor, bu konuda yonlendirilmeye ihtiyac duyuyorsa gunumuzde Music Together, Orff, gibi erken muzik egitimi programlari Turkiye’de de iyi egitimciler tarafindan uygulanmakta. Bu programlara katilmak cocugun belli bir yasa kadar temel muzik egitimini icsellestirmesine yardimci oluyor. Ondan sonra cocuga enstrumanlar tanitilarak yonlendirme yapilabilir…ki 4 yas icin kontrabas, klarinet, arp gibi alternatifler yok tabi 🙂 Bu yaslarda cocuklar genelde pianoya veya kemana yonlendiriliyor. Piano ogrenmenin, cocuk ileride baska bir enstruman calacak olsa bile bir avantaj oldugunu dusunuyorum. Ama keman ve viyola hocasi olarak tabiki daha cok cocuga keman/viyola caldirmak gibi bir arzum da yok degil 🙂

 

Ritm duygusu doğuştan mı gelir sonradan mı kazanılır?

Ritm bizim bir parcamiz. Hepimiz belli bir ritmle atmakta olan kalplerin sahibiyiz. Bir bebegi dusunun:  henuz anne karnindayken onun nabzini duyumsayarak ritmle tanisan. Yani rahatlikla ritm duygusu dogustandir diyebiliriz. Sonradan kazanilan bunun farkindaligidir sadece.

Günsu üzüldüğünde ne dinler ve  sevindiğinde tabi ?

Aslinda ben hergun yeni bir muzik kesfetmeye calisiyorum. Ama genel olarak vazgecemediklerimi sayacak olursam; Alina Orlova, Wax Poetic, Nina Simone, Brad Mehldau, Lhasa, Jan Garbarek, Joan Baez, Fairground Attraction, Nouvelle Vague, Zero 7, Patti Smith, Zaz, Hindi Zahra. Bu isimleri donup dolasip tekrar dinliyorum. Bir de ilac niyetine Julide Ozcelik, Birsen Tezer veya Jehan Barbur aciyorum aksamlari eve yorgun geldiysem. Istanbul’a yeni tasinmis biri olarak da bol bol caz konserlerine gitmeye gayret ediyorum. Cok iyi yeni isimler var. Elif Caglar, Cagil Kaya, Selen Gulun vs… herkese tavsiye ederim onlarin konserlerine gitmeyi, ben cok keyif aliyorum. Klasik muzikte favorilerim ise Bach, Bruckner, Debussy, Faure, Schonberg ve Stravinsky. Mesela Bahar Ayini dinlemekten asla bikmiyorum. Senfoni ve opera haricinde oda muzigi dinlerim cok. Ozel ilgim de yayli quartetlerdir. Dvorak, Faure, Schonberg Yayli Quartetleri diken diken ediyor tuylerimi ne zaman dinlesem de, calsam da 🙂

1234727_203180616527217_1789133844_n

Uzun zaman İsviçre’de yaşamışsın ve oradaki orkestralarla çalmışsın. Ne gibi farklar var ülkemizle?

3, 5 yil Isvicre’de yasadim ve hem Isvicre’de hem de katildigim bazi uluslararasi muzik festivallerinde  bircok farkli projede yer alma, oda orkestrasi, orkestra veya farkli oda muzigi gruplarinda calma deneyimi edindim. Ozellikle orkestralarda en onemli fark, tum muzisyenlerin kendi sorumlulugunun bilincinde olmasi. Mesela kucuk bir hata yapiyorsunuz, sizi grup icinden kimse uyarmiyor, bu demek degil ki farketmiyorlar. Bu sadece sen o hatayi bir kez daha yapmamakla yukumlusun demek. Herkes kendi en iyisinden sorumlu oldugu icin de orkestranin kisa surede bir uyum yakalamasi cok daha hizli gerceklesiyor. Ayrica gercek bir disiplin soz konusu. Prova tam saatinde basliyor, akord yapilmis halde sef bekleniliyor, sefin bageti kalktigi anda da eser basliyor ve hicbir sey aksamiyor. Prova esnasinda da muzisyenlerde tam sessizlik hakim, herkes orada sadece o is icin oldugunun bilincinde. Konsantrasyon tikir tikir isliyor.

1239409_203181803193765_1856190819_n

Beni en sasirtan sey de, Schweizer Jugend Sinfonie Orchester’da calarken, orkestra uyelerinin kendi partileri haricinde provaya eserlerin partiturleriyle gelmeleri olmustu. Mesela sef uflemelilerle calisirken, yaylilar partituru takip ediyordu. Cok etkilenmistim bunu gordugumde ve kendimden utanmistim benim bir partiturum bile yok diye 🙂

* partitur : müzik eserlerinin tümünü kapsayan basılı nota kitaplarına verilen isim

Peki bu eğitim yolunda ilerleyen gençlere ne önerirsin?

Yurtdisi tecrubesini cok cok onemli buluyorum. Kendi adima benim muzik egitimim Isvicre’de basladi gibi hissediyorum. Caliyorum sandigim viyolayi calamadigimi Isvicre’de farkettim. Okulda ve sinifimda o kadar iyi muzisyenler vardi ki basta cok yetersiz hissettim, uykularim kaciyordu ama zaman icinde, gosterdigim emekle citam yukseldi. Seviyenin farkliligi bir yana, muzik evrensel oldugu icin bir muzisyenin sadece kendi ulkesiyle sinirli kalmasi bence vizyonu genisletmeye engel oluyor. Icinde barindirdigi interaktif yapidan dolayi, muzisyenin cesitli kulturlerle, farkli muzisyenlerle birebir iliski kurmasi, bir alisveris gerceklestirmesi kendine ve isini nasil yaptigina disaridan bir bakis edinmesini sagliyor. Bu da edinebilecegimiz en onemli aliskanlik olsa gerek. Simdi yurtdisina gitmek zor degil, yiginla burs imkani var, okullar uluslararasi ogrencilerle dolu, yeni bir dil ogrenmek buyuk avantaj. Bence tecrube edinilmeli.

Sanırım yakınlarda kendine yeni bir viyola aldın  . Facebookta görmüştüm ve hatta dedenle ilgili de bir not düşmüştün. Paylaşır mısın bizimle  ?

Arwed Harms adli cok guvendigim bir luthiyenin onceden yapmis oldugu tum viyolalari begenerek, kendime ozel Maggini model kucuk bir viyola yaptirdim. Dedem benim viyola caliyor olmamla cok gurur duyardi ve Isvicre’de okudugum yillarda ‘iyi bir viyola buldugunda dert etme, ben alacagim sana’ derdi. Benim ellerim cok kucuk ve kucuk viyola bulmak gercekten zordur. Arwed Harms’la tanisip, kendi ellerime uygun kucuk bir viyola yaptirtmam, ne yazik ki dedemin kaybindan sonra gerceklesti. Bu beni hala uzuyor ama viyolami dedemin aldigini bilmek de buyuk bir manevi guc.

Bukadar yurtdışı tecrübesinden ve büyük isimlerle çalışma fırsatı yakalamışken, Türkiye’ye dönmek neden ? Vatan sevgisinin dışında potansiyelin dahilinde fırsatlar yakalayabilecek misin ülkemde ? Ne üzücü ve geri kalmışlığın simgesi bir soru değilmi…

Ben aslinda dogma buyume Ankaraliyim. Ama cocuklugumdan beri hayalim hep Istanbul’da yasamakti. Sinavi kazaninca Ankara’dan Isvicre’ye tasindim. Isvicre hic aklimda olmayan bir ulkeydi, calismak istedigim hoca oradaymis meger, bana da kinder supriz oldu. Ama Istanbul hep aklimdaydi.

Isvicre’de egitim sartlari ve muzisyenler icin is olanaklari cok iyi + kaliteli olmasina ragmen ulkenin benim icin uyaricisi azdi. Bu ne demek? Daha once de soyledigim gibi ben yeniliklerle enerji bulan biriyim. Isvicre’nin duraganligi benim yapimi cok zorladi. Uyum sagladim ama bilincdisim alismayi reddetti. Ailem oradaki bir konserimi izledikten sonra ‘donme’ dedi gerci ama ben buyuk sehir insani oldugumu anlamistim. New York uzak, Londra kok sokturuyor 3. dunya vatandaslarina, ee fransizcam da yok Paris icin, ben de solugu Istanbul’da aldim 🙂 IstanbulModern, Sakip Sabanci Muzesi veya Pera Muzesi’nin varligi beni mutlu ediyor. Sehirdeki muzik, film, caz festivallerine veya bienale resmen heyecanla hazirlaniyorum. Canim mi sikkin kendimi Istanbul sokaklarindaki sahaflara, kucuk cafelere atiyorum. En guzeli de pazarlari. Avrupa’nin cit cikmayan, sokakta insan goremeyip ‘kimse yok mu yahu?’ diye bagirmak istedigim pazarlarindan sonra, arkadaslarimla uzun pazar kahvaltilari, bogaza karsi ictigim bir cay serotonin salgilattiriyor bana. Bu da donmem icin yeterli bir sebep degil mi sizce de? 🙂

Yakalanacak firsatlar konusuna gelince de, firsat yakalamaktan cok firsat yaratmaya inaniyorum ben. Ama lutfen oportunistlik olarak dusunulmesin! Demek istedigim sikayet ederek ve uzulerek bir yere gelemiyoruz. Cunku bu sistemden bizim icin birsey yapmasini beklemek ve aktif birsey yapmamak demek. Ustelik bu beklentiyle iyi olani da gormemeye basliyoruz. Oysa etrafta gercekten cok iyi muzisyenler ve devlet kurumlarindan bagimsiz, cok kaliteli isler gerceklestiren alternatif muzik olusumlari var. (Mesela Klasik Keyifler: http://www.klasikkeyifler.org/)

Bir de Trio kurduk, Trio Pax. Suan calisma asamasindayiz. Grup arkadaslarim birbirinden degerli iki muzisyen ve bize kimse sahne vermezse biz kendi sahnemizi kurup, yine de calmaya cok kararliyiz! Siz de gelirsiniz degil mi dinlemeye? 🙂1376591_203180739860538_51512642_n

Günsu’cum teşekkür ediyorum verdiğin güzel bilgiler için. Umuyorum senin gibi gençler ülkemizde iyi yerlere gelir ve sanatın derinlerine işlediği karakterler olarak, algısı ve ruhu özgür yollarında ilerleyebilir.

Sevgiler, Gizem

ŞİMDİ OKULLU OLDUK!

 

back to schoolOkullar ha açıldı ha açılıyor derken, çocuklar oryantasyon amacıyla sınıflarına öğretmenlerine ısınıyor derken, gerçek başlangıç geldi. Pazar günleri banyonun şart olduğu, çantaların oyuncak, mayo, koruyucu kremler yerine defter kitapla  dolacağı günler yarından itibaren kapımızda. Herşeyden genel olarak şikayet ettiğim şu günlerde eğitim sistemide payını alıyorken, düzen ve disiplinin insan hayatında ne kadar da önemli bir rol oynadığına yine şahidim. Başlasın artık herkes için okullar! Başlasın düzenli hayat!

Kızımın 2 yaşından beri oyun gruplarıyla başlayan, önce 3 yarım gün ardından 3 tam gün olarak sürdürdüğü eğitim hayatı, bu hafta itibariyle tam zamanlı olarak yeni bir boyut kazanacak.Böylelikle ben de düzenli hayat arşivimde bir raf daha yukarı çıkmış olacağım.

 * Bu bizim 2 yaşımızda ilk oyun grubuna başladığımız gün

DSCN6320 DSCN6324 DSCN6326 DSCN6327

 * Bu ise çocuğunu okula teslim etmiş taze bir anne görseli 🙂

DSCN6330

 

Okul hayatına alışkın ebeveynler için biraz daha normal bir geçiş yaşanırken, çocukları 2 yaşında ve okul yuva anasınıfı oyun grubu gii terimlerle yeni tanışan aileleri sürprizler bekliyor. Şimdi hatırlıyorum da, kızımı ilk yarım gün okula bıraktığım gün hayatımda evde ilk kez yalnız kalacak bir çocuk gibi hissedip heyecan yaşamıştım. Ne yapacağımı tamamen şaşırmıştım. Evde sadece ben … Bakıcı yok. Yardımcı yok. Kızım da yok …Tanrım yokluklarını kimselere göstermesin elbette . Bunu demeden de devam edemem .

Aynı çişini artık tuvalete yapmayı öğrendiğinde olduğu gibi. Gülmeyin. Anne olanlar bilir ki bu dönüm noktaları anneler üzerinde ciddi özgürleşme sembolleridir. 9 aylık hamilelik süreciyle başlayan kendinden çok başkasını düşünme eylemi insanı ister istemez baskı altına sokuyor ve isteyerek yaptığınız birçok eylem aslında sizin annelik hormonlarınızla beraber bir paket olarak Tanrı tarafından size yükleniyor. Fabrika ayarlarınıza bir daha asla dönemeyeceğiniz yeni dönemde kendinizi gerçek bir köle gibi hissetmeniz hiç şaşırtıcı değil  …

---

Bunları kendi kendine kahvaltı etmek, kıyafetlerini seçip giyinmek hatta evde aradığınız ve bulamadığınız birşeyi onun yardımıyla bulmanız gibi konforlu özellikler takip ediyor.Siz de her geçen gün daha özgürleşiyorsunuz. Hayat gerçekten eğlenceli bir hal almaya başlıyor onlar büyüdükçe. Paylaşım artıyor, muhabbet artıyor.. Algılar zaten öylesine açık ki birgün size bir cümle kuruyor ki hay Allah bu kadar konuşarak anlaşmasamıydık acaba diyiveriyorsunuz .

image222

fotoğraf44

 

 

 

 

 

Herkese yepyeni musmutlu rengarenk bir eğitim yılı diliyorum. Olumsuzluklar kavgalar ve iç savaşın eksik olduğu, medeniyetin ve ileri görüşlülüğün hakim olduğu bir yıl olsun tüm çocuklarımız için. Sabrın, hoşgörünün ve aklın önderliğinde bir eğitim yılı olsun.

Yarışların önemsiz olduğu, hırsın kazanmadığı, mücadelenin can sıkmadığı bir eğitim yılı olsun.

Aynı şekilde benim öğretim yılım da hayırlı olsun. Bu yıl da Tan Sağtürk Akademi-Çekmeköy ‘de bale öğretmenliğim devam ediyor.  3 yaşından itibaren miniklerinizi bana emanet edebilir, beraber dans etmenin tadına varabiliriz.

Koskoca bir yıl tüm fındıklara şans getirsin dilerim.

Herkese sevgiler

MONTESSORI VE FAZLASI !!!

Etiketler

, , , ,

Günlük yazmayı küçümsemiyorum elbette. Her insan gençlik dönemine gelinceye kadar bile mutlaka günlük tutmuştur. Ama öyle ama böyle. Fakat gençlik bitip de sanki artık ömrümün sonunu hangi düzlemde geçireceğimi anladığımı sandığımdan beri günlük tutmaya elim gitmiyor bir türlü. Eskiden bir gizemi de vardı ya. Hani yazdıklarını kimsenin okumasını istemezsin de kilitli bir defter alırsın en yakındaki kırtasiyeden. Anahtarını, annenlerin artık odana gelme ihtimali en düşük olan saatte, cüzdanının fermuarlı gözünden çıkartıp açarsın da yazmaya başlarsın. Ne keyiftir. Ne sana ait bir andır. Sana ait bir paylaşım. İstediğin kadarını anlatırsın. İki kişinin bildiğinin sır olduğu tek yerdir o satırlar. Birgün birinin eline geçer de okunursa diye de bazen iskontolu yazarsın. Her ihtimali düşünürsün yine de.

Günlük tutulası günlerimdeyim aslında yine. Hayatımın hangi düzlemde sonlanacağını bilmiyor, hatırlamak isteyeceğim bir sürü şey yaşıyor ve bu şeyler yılllaaar yıllllar sonra hatırlanası dereceden önem arz edecek gibi görünüyor.

Ama artık ne bir günlüğüm ne de yazdıklarımı kilidi altında saklayacak bir anahtarım var. Üstüne üstlük  bir de yazdıklarımı pek bir matahmış gibi insanların okumasına sunuyorum. Sunmak için düzenlediğim bir de bloğum…Gel de yaz. Gel de dürüst ol bakalım. Yaşadıklarının ne kadarını yazabilirsin ve paylaşabilirsin ??? 🙂

Otokontrol  kişinin kendi kendini yönetme yetisiymiş. Yazarlarda sanırım hikaye anlatarak ve bu hikayeleri “ben” yerine  “Leyla “ diye anlatarak bu otokontrolden kurtuluyorlardır. Aksi taktirde yazar olmak müthiş zor. Hayal gücü evet ama nereye kadar. Mutlaka kişinin kendi yaşadıklarından yararlanması lazım. Ya da bazı hikayelere bakarsak sahiplerinin manyak olması lazım… 🙂

====================================

OKUL ÖNCESİ OKUL MU !!! imagesCA8IGOXS

Bildiğiniz üzere kızım 3 yaşını bitirmek üzere ve ben de uzun bir süredir devam ettirdiğim okul araştırmalarımın bir süreliğine sonuna geldim. Birçok annenin yaptığı gibi aslında nekadar erken başlanırsa öğrenmeye o kadar iyi olur diye düşünmekle beraber, bazen de ne kadar çok bilirsem o kadar  zor beğenirim ve “ En iyisi evde eğitim ” derim diye endişelenmeye başlamıştım. Aklımda bir soru işareti kalmasın diye, bugünün moda eğitim sistemi olan akımlar üzerinden rant sağlayan tüm okulları dahil öğrenmekti amacım. Tabi bu cümleyi kurabilmem, hatrı sayılır randevu ve görüşmeler sonucunda oldu.

 

Önümüzdeki eğitim sürecinin, devletin ve özel okulların sunduğu imkanlar dahilinde, tabiki kendi doğrularıma ve kriterlerime göre, oldukça sıkıcı, sıkıntılı ve düşündürücü bir süreç olduğunu artık net olarak görebilmekteyim. Benim gibi endişelenen birçok aile olduğunu da biliyorum. Ancak mutlaka çocuğumuza ve aile kriterlerimize uygun bir eğitim kurumu bulacağız. Buna inancım sonsuz .

Yalnızca bir konu var ki sizlerle paylaşmak isterim:

Demin de söylediğim gibi eğitim kurumlarının kendilerini ön plana çıkarmak için sundukları bazı akımlar mevcut. Bu akımlar, çoğunluğu yabancı eğitimcilerin öncelikle kendi ülkelerindeki eğitim sistemlerine uygun bir şekilde oluşturulmuş ardında da diğer ülkelere franchise mantığıyla satılmış sistemler olduğunu gördüm. Bunun doğruluğunu yanlışlığını tartışmıyorum elbette. Çünkü bu durum herşeyde vardır. Bugün pilatesle ilgili de baleyle ilgili de farklı methodlar vardır ve bu methodlar gidiş yolunu değiştirir. Bir yerden bir yere birkaç farklı yol kullanarak gidebilirsiniz. Size göre en kısa olan yol, bana göre en bildiğim yol iyidir.

Bu methodlardan herhangibiri birgün size çok mantıklı ve yakın görünebilir. Ve bu methodla eğitim veren kurumlarla iletişime geçebilirsiniz.

Ancak tecrübe ettim ki, bu method sahipleri de, eğitimlerinin içeriği her ne olursa olsun, fast food markası gibi parayı verene düdüğünü satıyor. Hal böyle olunca okulda verilen yabancı dil birdenbire Arapça oluvermiş. Hatta 3 yaşından itibaren Kuran dersi. Bazı bilgilere daha ulaşınca sorma gereği duydum ;  “ Pardon , acaba kızlar erkekler aynı sınıfta mı oluyor “ Cevap : “ Eeee,,, evet “ Oh neyse dedim…

Ben tamamen yanılmıştım. Her montessori eğitimi verilen okul aynı vizyonda değildi. Sadece sahiplerinin öngörüsüne bağlı bir eğitim söz konusuydu. Tamamen benim eksikliğim ve biraz da şaşkınlığım aslında bunu sizlerle paylaşma sebebim. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak !

Bu yüzden bir süre ara vermeye karar verdim. Yeteri kadar bilgiye ulaşmıştım ve boyumun ölçüsünü de almıştım. Sanırım en iyi eğitim evdeki eğitimdi. Bunun doğru olmadığını bildiğim için dur dedim.

Sevgiler

PAZAR PAZAR

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,

Hiç yapmam dediğim birşeyi  yaptığım bir günde, bir arkadaş davetine çekinmeden iştirak etmem sonucunda saklı bir cennetle tanışmıştık bundan 1 yıl kadar önce. Çok yazılıp çizilmiş hakkında. Çok entellektüellere, okurlara, çizerlere kapısını açmış. Çok sohbetleri çok aşkları belki de çok sarhoşlukları görmüş kimi zaman görmezden gelmiş kimi zamanda sır olarak kendisine saklamış. Geçmişi  pek de azımsanacak gibi değil…Bir çocuk büyütmüş  gençlik anılarına ev sahipliği yapmış. Beyaz  tüller uçuşmuş yemyeşiller üzerinde . Geceleri üşümeye izin vermemiş yakılan ateşler . Mızıkayla kulaklara çalınan esintilerde yolculuklara çıkılmış. Herkes başka bir seferinde kimbilir kaçıncı paralelinde bulmuş kendini. Kimine göre çok uzun kimine göre daha başında kimine göreyse verilen emeklerin sonunda artık bu saklı olan köy, saklanmaktan vazgeçmiş ve kendini hayatın tüm gerçeklerini kabul ederek , birazda bıkkınlıktan biraz da kırgınlıktan olmuş bir bankanın köyü …

Ne güzel günler geceler sabahlar gördük ne güzel dostluklar ne güzel paylaşımlar yaşadık. Yaşamaya da devam ediyoruz elbette ama bu vesileyle bir güzergahta bulunan tüm yerleri keşfeder bulduk kendimizi. Birgün benzer bir saklanmış yeni bir köy bulur muyuz acaba diye her toprak yoldan girer olduk…Her çıkmazı çıkar mı acaba diye zorlar olduk…

Şimdi yeşili bol, etrafta bina görmediğimiz,  temiz bir havada nefes aldığımız yeni bir yerdeyiz.  Kuzucuğum çimenlerdeki minderlerin üzerinde rüzgara inat mışıl mışıl uyurken bense özgürlüğümün tadını yazabilmekle çıkartıyorum. Hep bir özgürlük merakı biliyorsunuz beni. Ruhumu besliyorum. Kendimce sınırlarımdan çıkıyorum ve özgürleşiyorum. Sonra da uçup geri geliyorum sınırlarıma. Mesela kızım uyanıyor 🙂

derin uyuyor

Saklanmış bu köyün hikayesini  başka bir zaman yazacağım. O hikaye derin biraz.

Şimdi gezelim görelim kıvamındayım. Riva Club’ dayım. Ama Riva da değilim. Aynı zamanda bir köpek eğitim merkezi  burası. Hatta burada üretim bile yapılıyor biliyor musunuz . Yetenek Sizsiniz  yarışmasında ünlü olmuş bir köpek ve eğitmeni burada çalışıyor. Dilerseniz köpeğinizin eğitimi için onu merkeze bırakabiliyor dilerseniz siz de bu temiz havaya sahip doğa evlerinde konaklayabiliyorsunuz. Tek katlı oda şeklindeki sevimli konaklama yerleri oldukça keyifli görünüyor. Tüm odalar bahçeye ve havuza bakıyor. Oda kahvaltı sistemi ile çalışan bu otelin iç mekanı da kış günleri için oldukça umut vaadediyor.  Şöminesi,  sıcak bir ev dekoru ile döşenmiş iç mekanı dostlarınızla ve ailenizle hoş vakit geçireceğiniz, kendinizi rahat hissedeceğinizi düşündüren bir ortam. Bir de oyun salonu var ki bilardo ve bana kalırsa en güzeli langırt olan bir salon. Tabu, monopoly ve oyun kağıtları da unutulmamış.

 

DEKOR3

DEKOR2

 

 

DEKOR

Şimdi gözlerimi kapatıp Livaneli’nin Serenad’ da anlattığı Profesörü, Maya’nın babaannesini , kendi anneannemi ve babaannemi düşüneceğim…

Hepinize iyi pazarlar, Sevgiler

Gizem

ÖF BALE HEP BALE !

Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

Bale öğretmeniyim diye belirttiğimde, yanımdaki kızı olan her annenin ilk sorusu “Bale mi Jimnastik mi ?” Oluyor son zamanlarda.

Aslında son yıllardaki eğitim koşullarının değişmesi, çocuklara aynı anda ve çok erken yaşlardan itibaren birçok seçeneğin sunulması bir de bale ve jimnastik arasındaki bazı ufak benzerliklerin, ailelerin gözüne neredeyse farksızmış gibi görünmesi durumları birleşince, anne ve babalar da bu ikilemi yaşıyorlar. Uzman bir şahıs görünce de 🙂 hemen soruyu patlatıveriyorlar haliyle. İşin güzel tarafı bunun keyfini bir çıkartıyorum sormayın.

Yıllar önce daha üniversitede hazırlık okuduğum yıl, bir Pakistan seyahitimiz olmuştu. Mevzu Türk yemeklerini ve Türk danslarını tanıtan bir festivaldi ve bu festival dansçılarından biri de bendim. Karachi,Lahore ve bir iki şehir daha dolaşmış ve bu şehirlerin en lüks otellerinde hem konaklamış hem de akşamları sahne almıştık. Bizimle beraber ekipte bir dansöz arkadaşımız bir de aşçımız vardı. 9 gün süren bu seyahatte dansözle aynı kuliste giyiniyorum diye de kendimi üzmüşlüğüm hatta biraz fazla ağlamışlığımda olmuştur. E o yıllarda bale eğitimim sürüyor ve her yıl klasik eserlerin sahneye konduğu hem de  AKM ‘ nin AKM olduğu yıllarda büyük sahnede dans ediyoruz. Bir de söyleniyoruz eski, bakımsız diye. Bilmiyoruz tabi elimizdekinin kıymetini. Bilmiyoruz  o zamanlarda giyinme odaları diye kullandığımız odalarda, kostümlerimizi piyano üzerlerine koyduğumuz ve dışarıya baktığımızda gördüğümüz manzaranın bir gün gaz bombasından görünemeyeceğini ya da bizler sadece dışarıya bakarken, yılların o pencerelerden masum, dürüst ve haklı gençleri aşağı düşüreceğini…Bilmiyoruz…Sahne aralarında girmemize izin verilmeyen odalardan enstrüman sesleri gelirdi. Evet eskiydi. Evet bakımsızdı. Ama yaşıyordu. En sevdiğinizin bazen ölmesindense sadece nefes alıp vermesini istemediniz mi hiç ??? Bu da onun gibi bir şey işte…

Benim o seyahatte ağlamışlığım çocukluktan, kendini bilmezlikten biraz da tabi. 18 yaşında ilk kez ailesinden ayrılmış bir genç kızın belki de kendini yalnız hissetmesiydi. Ama o ağlamalar birinci gösteriden sonra yerini nasıl da şan şöhret durumlarına bıraktı tarif edemem size. Komiklik şimdi tabi gözüme batıyor. Hiç o günlerde komik gelmiyorduk kendimize. Pakistan halkının da yeri büyük ama bizim böyle davranmamızda. Otelde ilk gösterimizin ardından yanımıza gelip fotoğraf çektirmek isteyen, ülkenin önde gelen şahısları olunca hemmen biz ertesi gün başka bir kente gitmek üzere uçağa güneş gözlükleriyle binerek ünümüzü sindirmiş olduk. Bizdeki havayı görmeniz lazım. Sanki Tarkan geldi masamıza oturdu. Gittiğimiz her otelde karşılama törenleri, ikramlar derken bende bu sahneye Türk Dansları ile çıkma durumuna alışmaya başladım. Hele Lahore’ daki son gecemiz faciayla sonlanmasaydı…

Lahore deniz kıyısında, zengin aileleriyle meşhur bir o kadar da mutaassıp zihniyete sahip bir kentti ve yalan olmasın otel sahibinin oğlumuydu ya da devlet adamlarından birinin kızımıydı hatırlamıyorum tam ama o gece oteldeki bir süit de parti verdiğini ve bizlerinde o partiye davetli olduğunu öğrendik. Grubumuzun yaş ortalaması 18-22 arasındaydı  dansöz hariç. Benim dansöz arkadaşla ilişkim hala pek sıcak değildi utanarak belirteyim ve davete de sadece bale grubu olarak katılacaktık. Verilen oda numarası bir oda numarasından çok otelde bir yer tarifine benziyordu ve bu tarif asansörle en üst kata çıkmamız gerektiğini işaret ediyordu. Kapıyı çaldık. Bir haftadır Pakistan sınıları içerisinde gördüğümüz profilin tam tersine sahip, benim yaşlarımda, son derece modern giyimli bir kız açtı kapıyı ve düzgün İngilizcesine güleryüzü eşlik ederek “Hoşgeldiniz” dedi. İçeride bizler gibi üniversite yaşlarında olan kızlı erkekli bir arkadaş grubu vardı ve herkes tek tek hoşgeldiniz diyerek bizlere hoş bir misafirperverlik gösterdi. Sonrasında da genel bir sohbet başladı hep beraber. Aramızda İngilizce bilenler bireysel sohbetlere girebilirken, bilmeyenler ise bizlerin yanında eşlik eden olmayı seçtiler. Topluluktaki herkes Pakistan’ın zenginlerindendi ve okumak için  Amerika, İngiltere gibi ülkelerde yaşıyorlardı. Hatta içlerinden bir tanesi de Ankara Bilkent Üniversitesinde okuyordu. Ben gayet ciddi bir siyasi ve ülkelerarası durumlarla ilgili bir sohbet içindeyken ve bir adım daha öteye geçememişken kapı çalındı ve kızgın çatık ve gergin suratlı Yurdanur Hanım, bizim bu organizasyonda sorumlu müdürümüz, kendince odayı basmıştı ve kızlarını kötü yola düşmekten kurtarmanın zaferiyle bizleri ve topluluğu görünce bir anda kibarlaşan üslubuyla odalarımıza geri dönmemizi istemişti !!!  Asansörde ise bizim aklımıza bile gelmeyen bir durumu onun kendi kendine nasıl da yaşadığına şaşırarak yüzüne öylece bakıyordum…

Tabi öle olsaydı da şöyle olsaydı Ya böyle olsaydı da sonra bu bu bu olsaydı gibi cümleler hep söylendi arkasından. Ben bile zaman zaman karşılaşmadığımız ama karşılaşma ihtimalimizin olabileceği şeyleri düşündüm. Ama  işte karşılaşmadık sonuçta. Sonuçta dönüş yolculuğumuzda da yine güneş gözlüklerimizi takıp uçağa binmenin verdiği eğlenceyi yaşadık. Kendimizi pek bir ünlü hissettik. Ülkemizin danslarını ve yemeklerini Pakistan’la buluşturmanın verdiği gurur ve klasik bale hayatıma geri dönüyor olmanın rahatlığıyla havaalanından dansöz arkadaşımla da vedalaşıp ayrılmıştık.

Yine o hesap bir de bloğunuz varsa ve takip ediliyorsanız yine ünlüsünüz işte. Herkesin ünü kendine öyle değil mi? Az ünlü çok ünlü olabiliriz kendimizce. Ama ünlüyüz işte sonunda.

Bale öğretmenliğim ve blog yazmamın bana kattığı ünün sağladığı bu sorunun yanıtına sonunda bağlıyorum konuyu .

Bale mi ? Jimnastik mi ?

Ey okurlar Ey Anne Babalar Ey evlat  sahipleri,,,

Şimdi benden  konuya objektif yaklaşmamı da beklersiniz siz. Yok artık Ne mümkün !!!

Birinci dereceden şiddetle ve baskıyla kızlarınızı jimnastiğe  değil baleye gönderiniz lütfen 🙂

Önce şu soruları yanıtlamaya ne dersiniz ?

  • … yaşındaki kızımın hayatına kaç aktivite sığdırabilirim?
  • Okul dışı aktivitelere toplam yılda ne kadar bütçe ayırabilirim?
  • Bu aktivitelerin kaçı dönemlik kaçı ömürlik olmalı ?
  • Aktiviteleri sanat ve spor olarak ikiye ayırdıktan sonra, gelişimine,  yaşına, fiziksel beceri ve ihtiyacına göre ayırmalı ve Balenin bir sanat, jimnastiğin ise bir spor dalı olduğunu hatırlamalıyım.

Tabi ki haksızlık etmek istemem. Kötü bir şey söylemek ise hadsizlik ve cahillik olur. Çocuğunuzun hayatında her ne yaparsa yapsın okul dışında yapacağı sanat veya sporla ilgili her aktivite, onu beyin ve fizik gelişimine, komut alma becerisine, hayat disiplini kazanmasına fayda sağlayacaktır. Vücudun farklı kas sistemlerinin devreye sokulması disiplin konusunda bir fark yaratmaz. Ya da toplu halde yapılan her aktivite onun takım çalışması ve özgüven gelişmesine destek verir.

Başlangıç yaşlarında öğretmenin tavrı ve çocuk ile iletişimi çok önemlidir. Sizin de çocuğunuzun bir mizacı vardır elbette. Onun tavrna ve tarzına göre yönlendirmeler yapabilir deneme derslerine sokarak tepkisine göre bir yol çizebilirsiniz.

Unutmayın ki sanat özgürlüktür ama bir tenisçi de raketiyle özgürdür.

Üzgünüm ki futbol özgürlük gelmezken bana, milyondolarlık özgürlükler sağlar bir futbolcuya 🙂

 Yollayın kızlarınızı oğullarınızı dansa  !!! Hayat var Dansta !!!

Bir deeeeee , uzun zamandır yazamadığım, yazamadığım için kendime kızdığımı hatırladığım bir günde tanıştığım Sevgili Doula , Umarım ziyaret iyi geçmiştir

Sevgiler

AHU TÜKEL-KOÇ AHU

Benim hayatta feyz aldığım, özendiğim ya da örnek aldığım çok az insan olmuştur. Kendi doğrularımı genellikle ya ailemden almayı ya da kendi tecrübelerimle bulmayı tercih eden bir tarafım, hayranlıklara karşı olmamı sağlamıştır…

Annelikle ilgili de görüp de özendiğim, aman bunum da onun gibi şunun gibi olsun dediğim kimse yoktur, ne kimsenin güzelliklerini kıskanırım ne de bende yok diye hayıflanırım…

Tabi herşey her an  değişebiliyor açık şu hayatta. Öyle bir kişi hayatıma girdi ki tesadüflere inanmam. Hayatta olan herşeyin bir sebebi ve öğretisi vardır diye düşünürüm. Aynı şekilde onu tanımam ve arkadaş olmamız paylaşımlarımız bir sebep sonuç dahilinde eminim.

Bahsi geçen kişi bir de benim gözümde annelik vasıflarıyla geçekten takip edilebilir, feyz alınabilir özellikte olunca, paylaşmadan edemedim.

Sevgili Ahu Tükel. Önü arkası gelmişi geçmişi aşağıda saklı.

image-3

36 yaşında, 14 yıllık çok mutlu bir evliliği ve 8 yaşında ikiz kızları olan bir kadın . Üniversitede iktisat okumuş ve Pazar Araştırmaları O’nun ilk kariyeri olmuş. Eşinin işi nedeniyle toplam 8 yıl Dubai, Amman ve Kahire’de yaşadıktan sonra 2011 sonunda Türkiye’ye dönmüş. Amman’da yaşarken, 2008 yılında, kariyer yolunda bir değişiklik yapmaya karar verir ve profesyonel olarak koçluk mesleğine gönlünü kaptırır. Yaşam ve Ebeveyn koçluğu alanlarında uzmanlaşır. Annelerle çalışmak O’ nun için bir tutku haline gelir ve çalışmalarını bu alanda derinleştirir. Şu anda Profesyonel Anne Koçu olarak, annelerin hem kişisel hedefleri hem de çocuklarıyla ilgili hedeflerini gerçekleştirmek üzere çeşitli çalışmalar yapmakta. Ayrıca www.KocAhu.com bloğunda haftalık yazılarıyla bilgilerini ve tecrübelerini paylaşıyor.

Başlıyoruz 🙂

G: Ahu, aslında gitgide ünlü olmanla birlikte 🙂 sana yakında röportaj konusunda zor ulaşacağımdan korkmaktayım ve dedim ki hemmen bir sohbette biz yapmalıyız. Hep yapıyoruz aslında ama söz uçar yazı kalır boşuna denmemiştir değil mi ?

A: Sağol Gizem’cim, beni gerçekten şımartıyorsun. Seninle sohbetlerimiz hep çok keyifli olmuştur. Bunu yazıya taşımak benim için çok keyifli, tekrar teşekkür ederim bana bloğunda yer verdiğin için.

G:Naif,  sakin ve kibar bir kişiliğin var Ahu’cum. Bunun yanında hiç çıldırır mısın ?  Ve nelere çıldırırsın? Çıldırmak dediğim sinirlenmek kızmak tabi ama egzajere ediyorum ki en son noktanı anlamak adına ?

A: Evet yapı olarak da sakin ve sabırlıyım aslında, öyle kendimi kaybettiğim pek görülmez. Ama bunun sırf kişiliğimle ilgili olduğunu düşünmüyorum, bu konuda kendimi çok eğittim yıllar içinde. Duygularımı yönetmek ve iletişim becerilerim konusunda çok bilinçli bir şekilde çalıştım, sanırım artık bunun meyvelerini topluyorum, o son noktaya getirmemeyi kendime öğrettim, çünkü son noktaya gelince kontrol elden gidiyor ve çıldırmamak mümkün olmuyor.

Ama şunu söyleyebilirim, sabrımın halen en düşük olduğu, duygularımın beni zorladığı ve kendimi kontrol etmek için en çok çaba sarfettiğim dönemler regl öncesi dönemler oluyor. O dönemlerde beni herşey tetikleyebilir. Etrafımdakilerin kalbini kırmamak için sabrımın azaldığını hissettiğim anlarda başka odaya geçip biraz yanlız kalmak, derin nefes almak, kendime telkin de bulunmak, kitap okumak beni sakinleştirir ve kendimi daha iyi hissetmemi sağlar.

G:Annelik içgüdülerin hangi sırayla gelişti? Doğum öncesi herşeyi biliyor gibimiydin yoksa sonrasında öğrenerek edinenlerden miydin benim gibi?

A: Kesinlikle sonradan öğrenerek, hala öğrenmeye devam ediyorum. Ama hangi bilgilerin bize uygun olup olmadığını içgüdülerimin filtresinden geçirip öyle hayatımıza sokuyorum. Bence ideal kombinasyon bilgi + içgüdüler.

2Picture 024

G:Hamile olduğunu öğrendiğinde aklına gelen ilk şey ne oldu?

A: Biz uzun uğraşlardan sonra 4. tüp bebek denemesinde hamile kaldık. Gerçekten inanamadım ilk duyduğum an. İlk aklıma gelen şey hemen Cenk’e söylemek oldu. Fakat hamileliğimin sanırım 5. ayı civarı, hele hele ikiz beklediğimizi ögrendikten sonra, iyi bir anne olabilecekmiyim, iki bebeğe nasıl bakacağım diye endişe edip ağladığım bir dönem olmuştu. İşte o noktadan itibaren deli gibi okumaya, araştırmaya ve kendimi eğitmeye başladım, ve bu bende önce bir tutku sonra da meslek haline geldi.

G:Peki doğum sonrasında yaşadığın en büyük sıkıntı ne oldu? Kızların dışında kendi özgürlüğünle ilgili bir gerileme hisettiğin oldu mu?

A: Kızlarımı 30. Haftada 1 kilonun biraz üzerinde doğurdum, herhalde en büyük sıkıntımız bu oldu ama onu bile çok şükür çok zorlanmadan atlattık, hem hastanede harika bir bakım gördükleri hem de evde ailemiz çok destek oldukları için. Bir de eşimin de, benim de çok pozitif bir yapımız var, hep bardağın dolu tarafına bakarız, pek şikayet etmeyiz, hemen çözüme odaklanırız. Bu yönlerimiz karşımıza çıkan problemlerde hayat kurtarıcı olur.

Doktor kontrolümüz

Özgürlüğüme gelince, evet ilk 3-4 ay kısıtlama oldu çünkü ben baştan itibaren bir düzen kurmaya ve onlara sağlıklı uyku alışkanlıkları kazandırmaya kesin kararlıydım, bu da geçici süreli bazı fedakarlıklar ve emek istiyor. Ama getirileri o kadar büyük oldu ki, çok kısa bir sürede akşam 7’den sabaha kadar bir tek gece 11 rüya beslemesi ile kesintisiz uyumaya başladılar. Her öğlen 2-2,5 saat garanti uykuları olurdu aynı saatte, ben de o saatlerde dışarı çıkardım yardımcıma bırakarak. Yaşları büyüdükçe esnekliğimiz arttı, bizim de özgürlüğümüz tabii. Ama bu düzen bizi de onları da çok mutlu etti.

G:Yaptığın ve kafa yorduğun iş sebebiyle aslında üzerinde ayrı birde sorumluluk veya yük oluyor mu ? Ebeveynlere yol gösteriyorsun, bilgilerini tecrübelerini paylaşıyorsun. Düşünüyor musun bazen,“ Benim çocuklarım da süper” olmalı diye… ???

A: Çok güzel bir soru gerçekten ve evet üzerimde farklı bir sorumluluk hissediyorum ama bunun ne benim ne de çocuklarım üzerinde baskı oluşturmasına müsade etmiyorum çünkü mükemmellik diye birşey yok, bunu biliyorum. Ama şu var, ben zaten ebeveyn koçu olmadan önce de ebeveynlik konularıyla çok ilgiliydim ve problemlerimiz olan alanlarda hep araştırıyor ve düzeltmeden o işin ucunu bırakmıyordum. Hala da öyle.

20130209_iphone_2121

Aynı şey yaşam koçluğu ve kişisel gelişim için de geçerli. İyi bir koçluk eğitimi, önce sizin kendinize dönüp bakmanızı ve kendi üzerinizde çalışmanızı sağlıyor. Eğer özgüven eksikliğiniz veya stresli bir hayatınız var ise, önce sizin bu konularda gelişim sağlamadan başkalarına etkin bir koçluk yapmanız bence mümkün değil. Koçluk mesleğinin en önemli özelliği, kişinin koçluk yaptığı alanda model olabilmesi, yani önce kendisinin o alanda başarı sağlaması. Yoksa bu dişleri çürük bir dişçiye veya kilolu bir diyetisyene gitmeye benzer. Ben öyle olmak istemiyorum. Hakim olmadığım alanlarda da bunu açıkça söylüyorum ve uygun şekilde yönlendiriyorum. Bir yandan da sürekli öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

G:Çocuk yetiştirirken karşılaşılan sorunlardan biri de ailelerin anne baba üzerindeki etkileri. Bazen pes ediyor anneler kendi annelerinin öğütleri karşısında. Veya senin doğrun benim doğrum karışıyor. Ne düşünüyorsun bu konuda?

A: Gizem’cim, bu o kadar kişisel bir soru ki çünkü her ailenin iç dinamiği farklı. Bence çelişki şu noktada başlıyor; biz ailelerden hem çocuk bakımında yardım istiyoruz, hem de bizim kurallarımızla yetiştirsinler istiyoruz. Bunu uygulamak çoğu aile büyüğü için çok zor. Eğer dediğin gibi bir durum var ise, bence bunun çözümü, ya onlara karşı biz daha toleranslı olacağız, ya da bir yolunu bulup aile büyüklerine bağımlı kalmadan kendi düzenimizde, kendi şartlarımızda, kendi kurallarımızla çocuklarımızı büyütecek ve araya sağlıklı sınırlar koyacağız. Biliyorum aile büyükleri çocuk bakımında en güvenilir ve ekonomik kaynaklar, büyük bir sevgiyle ve fedakarlıkla çocuklarımıza bakıyorlar, üstelik tek kuruş ödemiyoruz, ama bunun da bedeli işte o bahsettiğin çelişkilerin çok fazla yaşanması. Çünkü çocuklar aile büyükleriyle hergün ve uzun saatler geçiriyorlarsa ve aynı zamanda da bizim yetiştirme tarzımızdan çok farklı bir tarzları var ise, stres kaçınılmaz oluyor. Ama kısa süreli, keyif ve özlem gidermek amaçlı beraberliklerde farklılıklar daha kolay tolere ediliyor ve çocuk eve dönünce yine annenin kuralına adapte olmakta çok zorlanmıyor.

G:Sen hep Mutlu anne dersin. Çok da doğru dersin. Mutlu anne olmak herkes için kolay mıdır peki ?

A: Anne bunu kendisi istiyorsa ve kendine mutlu olmayı layık görüyorsa evet. Ama kendine azıcık bile bir zaman ayırdığında kendisini suçlu hissediyorsa, o zaman mutlu olması zor. Zaman yönetimi konusunda kendimizi geliştirerek, çocuğumuzu ihmal etmeden de bizi mutlu edecek aktivitelere zaman ayırmak mümkün. Ama önce bunu gerçekten istemek, kendimize layık görmek ve kendimize de zaman ayırmanın, bizi daha iyi bir anne yapacağına inanmamız gerekiyor. Yoksa istediğimiz kadar çok “ama hiç zamanım yok” bahanesi bulabiliriz.

DSC_0205(2)

G:Benimde  üzerinde yazdığım bir konu var. Çocuklarda limit aşımı. Sen ne düşünüyorsun çocukların aynı anda çok fazla bilgiyle karşılaşmaları ve doldurulmalarıyla ilgili ? Zararı ve yararı nasıl tartılmalı ?

A: Biz çocukları, çocukluklarını yaşamalarına müsade etmeden ve büyüme süreçlerini gereğinden fazla hızlandırmaya çalışarak yetiştiriyoruz. Aileler çeşitli pazarlama aktivitelerinin, medyanın ve bazı okulların etkisinde kalarak hem kendi üzerlerinde hem de daha kötüsü çocuğun üzerinde gereksiz baskı yaratarak büyük mutsuzluklar yaşıyorlar. Çocukların kendilerine ait serbest zamanları yok. Aileler serbest zamanı boşa geçirilmiş zaman gibi görüyorlar ve onu eğitici bir takım aktivitelerle doldurmaya çalışıyorlar. Halbuki bu serbest zamanlar çocuğun oyun oynadığı, zihnini zorladığı, yaratıcılığını kullandığı, hareket ettiği, problem çözdüğü, karar verdiği, duyularını kullandığı ve en önemlisi kendini daha yakından tanıdığı bir zaman dilimi, sağlıklı gelişimleri için çok çok kritik. Hele hele aile olarak keyifle geçirilen serbest zamanlar çocuğun tüm aktivitelerinden daha faydalı çocuk için. Koşturmaktan ve sürekli bir “başarı” endişesi taşımaktan ne aileler çocuklarının, ne de çocuklar ailelerinin ve çocukluklarının keyfini doya doya çıkaramıyorlar. Sonuç; çocukta sürekli bir irite, uyumsuzluk ve isyan hali. Ve maalesef bunun sonucunda da “yaramaz veya zor” çocuk diye etiketleniyorlar. Halbuki biraz herşeyi oluruna bıraksak bu gereksiz stres yaşanmayacak.

G:Mutsuz çocuklar var birde. Birçok sebepten etkilenen ve gülemeyen, sürekli of çeken çocuklar. Bu çocukların aileleri boşanmış, mutsuz ve boşanmamış veya bla bla bla sebeplerden dolayı gülemeyebiliyor. Ki bence televizyon, ıpad ve diğer teknolojik sebepler bile sayılabilir. Ne yapmak lazım biraz önerilerini paylaşır mısın bizimle.imagesCAF81X7K

A: Gizemcim, bu sorunun cevabı inan bir günlük seminer konusu ama çok kısa özetlemeye çalışayım ki bir bölümünden yurakıdaki sorunda bahsettim. Serbest zaman ihtiyacı dışında şunlar aklıma geliyor;

– Çocuğumuzla olan duygu bağımızı sağlam tutmak. Her fırsatta, bol bol, sık sık, sarılmak, oynamak, konuşmak, kitap okumak, gözlerine bakmak, kahkaha atmak, dans etmek, öpmek, dinlemek…

– Çocuğun bol bol hareket etmesi, temiz hava alması, daha az ekran karşısında ve daha çok 3 boyutlu hayatın içinde gerçek insanlarla olması çok önemli.

– Çocuğa sürekli yeni beceriler öğrenmesi için yardım etmek, hani derler ya “Balık verme, balık tutmayı öğret”. İşe yaradığını hissetmek, kendini yetkin hissetmek, ve bağımsızlık duygusu çocuğun özgüvenini ve mutluluğunu en çok etkileyecek faktörlerden.

– Ona yaşına uygun olarak seçim hakki vermek ve kendi şahsiyetini korumasına fırsat tanımak, onu kendimize benzetmeye çalışmamak ve seçimlerine mümkün olduğunca saygı göstermek

– Günlük bir rutininin, düzeninin olması. Bu çocuğa güven duygusu verir.

– Çocuğun duygularını göz ardı etmemek, onları onaylamak. Dünyayı çocuğun gözlerinden görebilmek. Ağladığında onu terk etmek veya kızmak yerine, ona sarılıp onunla o zor anda olabilmek.

– Kazan-kazan bir yaklaşım: Ya ebeveynin ya da çocuğun değil, mümkün olduğunca çok iki tarafında kazanacağı çözümler üretmeye çalışmak, karşı takım değil, aynı takımın oyuncuları olmaya çalışmak

-Çocuğu dinlemek, sözünü kesmemek, fikirlerini kabul etmesek bile saygı göstermek. Onu dinlerken kelimelerinin arkadasında yatan endişeleri, ihtiyaçları ve hayal kırıklıklarını anlamaya çalışmak

– Çocuğumuzla konuşurken ne kadar kızgın olursak olalım onun kişiliğini ve onurunu rencide edici, kırıcı sözler söylememek, sakin olmak

– En önemlisi, her an her saniye “mükemmel olmasını” beklememek. Eksikleri ve yanlışları değil, yaptığı ve uğraştığı şeylere, bardağın dolu tarafına odaklanmak ve takdirimizi onunla paylaşmak

G:Annelik biraz becerikli olmayı gerektiriyor mu ne dersin?

Kadınların ve özellikle annelerin dünyanın en yaratıcı ve becerikli insanları olduklarına inanıyorum ben. Yoksa bu kadar sorumluluğu bir arada yürütmek mümkün değil. Hepimizin kendine özel yetenekleri ve güçlü yönleri var. Kendimizde ve birbirimizde bunları daha çok takdir etsek ne harika olur. Anneler olarak birbirimizi eleştirmek yerine daha çok takdir edip, desteklesek, gereksiz yere kıskançlık ve rekabete girmesek, anneler camiası olarak gücümüze güç katarız, dünyayı değiştiririz, buna yürekten inanıyorum.

Ahu Tükel’de sadece bir anne koçundan çok bence bir yaşam koçluğu ve dostluğu edinilebilecek hazine mevcut. Bazen bin yılınızı bir mevzuya verir fakat yeterli faydayı sağlayamazsınız. Bazen de bir günde bin yıllık tecrübe varmışçasına aydınlatıverirsiniz etrafınızı. Çünkü o sizin önceden getirdiğiniz yetilerinizdendir. Çünkü o doğru iştir. Sevilerek yapılan ve bu hayatta önceki hayattan edindiklerinizi sunma döneminizdir.

Şimdi sıra ” Hızlı Tren “de ! Anladığınız üzere tek kelime meselesi

imagesCAI6AMQK

–           Türk kahvesi  : Fazla acı

–           Erin: Diva

–           Maya: Özgür kız

–           Cenk: Herşeyim

–           Dubai: Kızların bebekliği

–           Hayat: Direnmeyip onunla akınca keyifli

–           Ruj: Renk

–           Ürdün: Sessiz sakin

–           Vileda : (Saçmalama zamanı 🙂  ) : Kırmızı

–           Mutfak: Sevgi, paylaşım, insan

–           Sanat mı hayatı taklit eder, hayat mı sanatı ?

“Bence sanat hayattan ilham alır. Gerçek sanatçılar taklit etmez, hayattan ve insanlardan ilham alarak kendi özgün eserlerini yaratırlar”  A.T

 20120811_summer holiday_2348

Gizem’cim, bunlar enfes sorular ve itiraf edeyim beni zorladılar, düşündürdüler, çok keyif aldım cevaplarken. Hem güzel sözlerin hem de bloğunda bana yer ayırdığın için çok çok teşekkür ederim.

Asıl ben teşekkür ederim. Ellerine sağlık. Gerçekten okuyanlar için çok önemli bilgiler paylaştığını düşünüyorum. Yeni seminerlerinde görüşmek dileğiyle,  Kırmızı Koltuk sende !

ANTARES AMRA SAĞBAŞ

KİMLER Mİ OKUMALI ?

Önce  İnsanlar …

Flütistler, Flüt tınısını sevenler…

Ebeveynler…Sanat ve sanatçıyla alakadar olan ebeveynler…

Kafası karışık ebeveynler…

Gençler…Duygusal zekasına güvenen gençler…Kafası karışık gençler…

Mühendisler ve doktorlar… İşletmeciler ve avukatlar…Canı Sıkılanlar…

Evrenin melodisini değiştirmek isteyen herkes için …

Kırmızı koltukta  Amra oturuyor. Doğal kızıl saçlarıyla ve müthiş güçlü enerjisiyle Antares Amra Sağbaş . 32 yaşında bir flütist. Özel bir flütist. Yetenekli olmak mühim tabi ama insan olmak en mühimi bence.

Masalsı enstrümanı O’nun nefesinde gerçeğe dönüşüyor

Muazzam diksiyonuyla Salacak’ta oturmaya hakkıyla layık

Hayatta herşeyin bir sebebi olduğu için midir ki Bestekar Selahattin Pınar sokak Onun adresi olmuş …

amra-workshop

G : Ben sondan başlamayı seviyorum. Hemen çok kısa bir giriş yapalım mı beraber? Kimsin sen? En sevdiğin yemek ? En sevdiğin manzara ? Ne dinlersin? Kimsin Sen?..

Duygularını uçlarda, protest ama şefkatli bir biçimde yaşayan biriyim

En sevdiğin manzara ???

Hiç görmediğim manzara…

Dinlediğim müzik zamana göre değişiyor. Önceleri İlhan İrem, Nükhet Duru, Ajda Pekkan ve tabiki Zerrin Özer dinlerdim. Elektronik müziği çok severim. Massive Attack tarzı müzikler özeldir benim için. Sonra Amerika’da yaşadığım dönemde underground müzik tarzı iyi geliyordu,hayatın arkasındaki fon gibiydi.Şimdilerde ise Francis Poulenc,D.Shostakovich,J.Sebastian Bach dinliyorum.Özellikle Poulenc ‘in re minör piyano konçertosu hayatımın çok içerisinde.

Hayatımın içerisinde dediği konçerto aslında Amra’nın, 2 li flüt konçertosu olarak uyarlamasını tamamladığı bir eserdir bu arada…

amra3

G: Amra, ismindeki gizemi merak ediyorum. Var mı arkalarda bir hikaye ?

Çok ciddi bir hikaye yok aslında. Amra ismini çok severim. Bosnalı bir arkadaşımın adıydı .Yakınımda olan insanlar kaybettim hayatımda ve gördüm ki isimler uçup gidiyor. Bu yüzden isimlere çok bağlı kalmayı doğru bulmuyorum.Kişilerin isimlerini değil ruhlarını seviyoruz ve ruhlarında ismi yok bence.

Antares de bana çok uzun zaman önce çok özel bir insan tarafından verilen bir isim, uzun zaman sonra, Amerika’da kullanmaya başladığım sahne ismim.

amra sagbasss

G: Okul hayatın Ankara’da geçti sanırım dimi?

Evet.12 Yaşımda Hacettepe Devlet Konservatuarına girdim.Bir parfüm reklamında oynayan hüzünlü bir palyaço flüt çalıyordu ve o an flüt çalmak istediğimi anladım.Ben ailedeki ilk batıcıydım.Belki anne ve babamın Klasik Türk Müziği konusunda önemli insanlar olmasıda benim yönümü Batıya çevirmiştir. Farklı bir şey yapmak istedim. Hemde çocuklukta biraz protest bir tavır vardır.O şekilde de devam etti.Sonrasında Bilkent Üniversitesinde eğitimime devam ettim.Günde 7 saat çalışırdım ilk başladığımda .Arkasından yurtdışı deneyimlerim geldi.

amra2

G:Çok farklı ülkelere yaşanmışlıkların var. En çok hangisi “ Bugünkü Sen “de iz bıraktı?

Japonya ve İtalya’nın yeri ayrıdır bende.Japonya’da insanlık ve maneviyatla ilgili çok besledim kendimi. Bir taraftan teknolojinin bukadar geliştiği bir yerde insan olarak da doğadan çok şey kazanılan bir yer.İtalya ise hep içimdedir. Oradaki müzik,insanların sıcaklığı çok ayrıdır.amrasagbaş

G:Biliyorsun anne babalar da çocuklarının sanat yaşamına destek verebilmeyi umuyorlar ve onlara senin vereceğin bilgiler çok önemlidir diye düşünüyorum.

Çocuklara şans vermek gerekiyor.Ailelere çok iş düşüyor ve zaman zaman yaptıkları yanlışlıklara tanık oluyorum.İlla şu enstrümanı çalsın veya bu dansı yapsın istiyorlar.Bunu doğru bulmuyorum ve çocuğa sans verilmeli diye düşünüyorum.Sonra birazda serbest bırakılmalı.Tabi bir çocuk önce kemanla başlıyor sonra piyano ve yine sıkılıp değiştirmek isteyen çocuklara da dikkatli davranmak gerekiyor. Çocuklar psikolojileri gereği yaptıkları aktiviteden sıkılabilirler. Bu aslında bir araveriştir. Çocuğa zaman tanınmalı ve özleyip geri dönmesi sağlanabilir. Geri döndüğünde enstrümanına daha sıkı sarılacaktır.

SAMSUNG

G:Masalsı bir enstrüman Yan flüt çalıyorsun. Yan flütü anlatırmısın bize.Cinsiyeti var mı ? Hayata ne söyler?

Cinsiyetsizdir flüt.Flüt enteresan bir müzik aletidir. Renklidir. Orkestra repertuarda ve solo repertuarda son derece lirik, yavaş, ağdalı duyguları yansıtır.İnce bir sızı anlatır hayata. Duygu yüklüdür. Ve akrobasilerle doludur. Göz boyar Gönül doyurur.Bir anda modunu değiştirebilir ve hipnoz edici etkide yaratabilir.

Bir hocam şarkı söyler gibi derdi.Çok doğru.Şarkı söylemeye benzetirim .Öyle düşünürüm hep.

Amra’nın flütü 8 yaşında ve Muramatsu marka. İlgilenenlere J Daha da ömrünün olduğunu söylüyor.Gülüyoruz…

Bu arada lütfen linke tıklayın ve okurken dinlemeye devam edin:http://www.youtube.com/watch?v=SexC-o0bnq8&NR=1&feature=endscreen

G:Ailenin senin üzerinde mesleki olarak nasıl etkileri oldu ?

Beni hep desteklediler maddi ve manevi olarak. Yurt dışı okullarımdan çok büyük burslar kazanmama rağmen desteklerini benden esirgemediler.İkisi de dallarında gerçekten en üst düzey sanatçılar olmaları sebebiyle benim de kendi sanat yolumda sanatı alıgılayışımı çok doğru bir şekilde yönlendirdiler.

Amra, önemli kanun sanatçımız B.Reha Sağbaş Beyefendi ile ve TRT Ses Sanatçısı Selma Sağbaş Hanımefendi’nin oğulları aynı zamanda.

Yani insanın doğduğu evle, gördüğü,alışageldiği şeyler hep hayatı içerisinde kilide anahtar oluyor diye boşa söylemiyorum…

Amra’cım Biraz anlatalım anne ve babayı. Bizi okuyan dostlarımız Türk Sanat Müziği ile de ilgilenirler mutlaka.Hatta bizi okurken fonda annenin sesi çok hoş olur bence

Tabi.Babam Bekir Reha Sağbaş, TRT de Kanun sanatçısıdır, enstrümanının doğasında olan tüm zorlukları aştığı ve sanatı algılayışının ona getirdiklerinden ötürü o artık bir kanun sanatçısı olmaktan çıkmış ve müziğin kendisi olanların safına katılmıştır. Türk müziği nazariyatı ve stillerine olan hakimiyeti ile müziğimize katkıları saymakla bitmez…2004 yılında yaptığı mevlevi müziği ile ilgili projesi UNESCO tarafından “Korunmaya Değer İnsanlık Mirası” seçildikten sonra 2007 yılında UNESCO tarafından Mevlana Yılı ilan edildi… Bu babamın Türk Müziğine olan hizmetlerinden yalnızca biridir….Candidature File Of The Mevlevi Sema Ceremony.

Annem Selma Sağbaş’ı da onun oğlu olarak değil, sanatçı kimliğimle anlatmak durumundayım… TRT de ses sanatçısıdır ve kendisi bilinen Türk Müziği kadın solistleri Safiye Aylalar, Sabite Tur, Perihan Altındağ, Müzeyyen Senarların devamında Klasik Türk Musikisinin günümüzdeki en önemli kadın solistlerindendir. Türk Müziğinin gerçek isimleri olan Alaeddin Yavaşça, Bekir Sıdkı Sezgin ve Cinuçen Tanrıkorur’un meşk silsilesinden gelmektedir. Tüm dünyada ve ABD nin en önemli üniversitelerinde yıllar boyu müziğimizi layıkı ile tanıtmıştır bunlardan biri 1995-1998 yılları arasında Harvard Üniversitesinde babam Bekir Reha Sağbaş ile beraber bir dizi konserler ve dersler verdikten sonra ilk kez bu global üniversite kütüphanesinde Türk Müziği Bölümü açılmasına vesile olmuştur…2001 yılında ise ABD de American Federation İndependent Music tarafından, Babamın yönettiği “Lalezar” topluluğuna yaptıkları 4 cd lik Türk Musikisi konulu CD ler  652 plak arasından “Best of World Music” ilan edildi ve Traditional Crossroads tarafından basıldı. Selma Sağbaş bu çok önemli grubun bayan solisti olarak karşımıza çıktı…. Kendisi hakikaten Türk Müziğinin tüm dönemlerinin stillerine hakim eşsiz bir ses sanatçısıdır.

G:Seninle aynı okulda çalışıyoruz. Öğretmen arkadaşımsın yani .Çocuklarını anlatırmısın biraz? Nasıl ulaşabilir sana anne babalar ve müzikseverler?

SAMSUNG

Tan Sağtürk Akademi Çekmeköy de flüt ve piyano dersleri veriyorum. Ayrıca özel derslerde veriyorum yıllardır.Burda kısa zamanda yol aldık. Genç sanatçı adaylarımız var ve ben kendi çocuklarımın hepsine tek tek hayranım . Muazzam sanatçılar olabilirler bunu görebiliyorum. Çocuklar şimdi indigo çocukları gerçekten.Herbiri ayrı bir dünya.Çok olgun ve yetenekleri üst seviyelerde. Onlarla çalışmaktan çok mutluyum ve keyif alıyorum.

tsa

Okulumuzdan bahsetmek istiyorum tabii.Türkiye’ye geldikten sonra gerçekten çalışabilmem için kurumun çekirdeğine güvenebilmem çok önemliydi. Kurucularımız Sevgili Deniz Karayel, Cenk Karayel ve Tan Sağtürk okul kurucularımız olup hem müzik hem de bale bölümü konusunda kariyer sahibi olmaları da benim güvenmem açısından önemli bir noktaydı. Deneyimlerimi aktarabilmem için güven ve inanç gerekiyor.Okulumuz, kurucu kadrosundan,eğitim personeline,öğrencilerinden çalışan personele, tüm kadroyla saygı ve sevgi içerisinde girift birarmoni yaşıyoruz..Bu kurum Tan Sağtürk Akademi Çekmeköy Bale Dans Müzik Akademisi.İki yıllık bir okul olmamıza rağmen geniş bir öğrenci kitlemiz oluştu.Kaliteli eğitimle kaliteli sanatçı adayları yetişiyor.

tsaa

G:Çocuklar için doğru hocada önemli mi Amra ? İçerdekini keşfetmek öğretmene düşüyor değil mi?

SAMSUNG

Tabi.Frekans tutmalı. Hem yıllarca eğitim almış biri olmam hemde öğretmen olmam sebebiyle bu durumu iyi biliyorum. Çocuk ve öğretmen arasındaki ilişki önemli. Ailelerin ve çocuğun  güvenmesi önemli. Birde artık çocuklar ne istediklerini bilerek geliyorlar.Buna da çok hayranım.”Ben öğretmen olmak istiyorum” Ben performansçı olmak istiyorum” Bu bir öğretmen için çok keyifli ve zaman kazandıran bir şey. Öyle olunca çalışmak ayrı bir zevk veriyor.Verim artıyor.

Özellikle girmek istedikleri okullar ve bölümler olabiliyor ve ona göre müfredatlarda çalışıp çocukları hazırlayabiliyoruz.

G:”London College of Music” bunlardan bir tanesi.Önemli bir konu.Eminim karar aşamasında olan birçok aile vardır. Bizi bilgilendirir misin…lcom

Yıllarca yurtdışında okumuş ve kariyer yapmış biri olarak,çok muzaazm bir fırsat var elimizde buda london college of music.bizim kurumumuz ile de bağlantılı adımlar atıyoruz.Bu okulun sınaına öğrenciler yetiştiriyoruz.Öğrenci sayımız kurum içinde oldukça hatrı sayılır bir noktaya ulaştı.Özellilkle London … sadece İngilterede değil uluslararası akreditasyon kurumlarından hertürlü onayı alıktan sonra tüm dünyada geçerliliği olan bir okul konumunda.Burdan mezun olabilirsiniz.Bir okula bir ülkeye gitmenize gerek yok.O sınava doğru hocayla çalışmanız yeterli bu anlamda.Getirileri çok fazla.Tüm bunları yurtdışına gimeden ve birsürü paralar harcamadan gerçekleştirmiş oluyorlar.

G:Amra bu sertifika sayesinde meslek sahibi de oluyor gençler öyle değilmi?

Tabi.Toplam 8 grade var bu sistemde ve bu 8 grade tamamlandıktan sonra dünyanın her yerinde müzik lisesinden mezun olmuş kabul ediliyorlar.Devam etmek isterlerse diploma seviyesine geçiyorlar ve 4 – 5 sınav vermesi durumunda da diplomasını almış oluyor.Böylelikle branşlarıyla ilgili öğretmenlik mesleğine de sahip oluyorlar.

Hayat artık kazanılan paranın niceliğiyle değil niteliğiyle anlam kazanıyor birçok insan için.Bu sebeple okul hayatının yanında çocuklarımıza sunduğumuz diplomalı eğitimler, onları ilerleyen iş hayatlarında seçim yapabilir kılıyor.Bu yüzden müzikte olsun,balede olsun veya diğer dallarda sona ulaşmak,diploma alabilmek çok önemli.Amra’nın anlattıkları da bunu pekiştiriyor.

G:Ülkemizdeki sanat ve sanatçı kavramlarıyla ilgili neler düşünüyorsun?

Sanat çok önemli. Kayalıklar kumsal ve toprak ana. İleride deniz.Denizin dalgasının kayalıklara vurduğu andır sanat.İki dünyayı birleştirir.Soyut ve somutu  birarada sunabilir. Diğer alemleride anlatır ve ruhumuza bu yüzden  iyi gelir. Ruhu doyuran birşeydir.Ruh daha derin şeylerle doyuyor.Yemek yemek, giyinmek bizim kılıfımızın bavulumuzun ihtiyaçları.Ruhu doyuran birşeyse müzik derin olmalı.

“Sanatçı “ sıfatı ne yazık ki günümüzde kendisine titr olarak verilenin %90 ından geri alınmalı diye düşünüyorum.Ne yazık ki, insanlar yozlaştırılmak için gerçek sanattan uzaklaştırılıyor. Halk bunu istiyor fikrine katılmıyorum pek. Ne verirsen onu alır diye düşünüyorum ve iyi şeylerinde verilmek istenmediğini görüyorum

G: Amra, aldığın eğitimleri tamamen konuya tanıdık olan gençlerimiz için, onların olumlu yönde etkilenmelerini sağlayacağına inandığım için ve araştırmalarında referans olması amacıyla belirtmende yarar var diye düşünüyorum.

Dinlemeye devam:http://www.youtube.com/watch?v=SexC-o0bnq8&NR=1&feature=endscreen

Teşekkür ederim Gizemciğim, evet kazandığım yarışmalardan bazıları 2007 de Toronto Kanada’da  Moordale Concerto Competition yarışmasında birincilik ödülü aldıktan sonra Toronto Symphony Orchestra sı ile solo konser verdim, 2008 de yine Uluslar arası alanda Japonya Kirishima’da yapılan yarışmada birincilik aldım ve 2009 yılında ABD San Francisco’da 4 aşamada yapılan tüm ses ve enstrümanları kapsayan Yıldız yarışmasının yetişkinler kategorisinde “The Classical Star Search” yarışmasında Türkiyeyi temsilen birinci oldum. En son aşamada olağanüstü bir Koreli ve bir Çinli piyanistle beraber finale kaldık, çok heyecan vericiydi gerçekten…. Birincilik ödülü yanı sıra, “Eroica Classic Records Company”den albüm teklifi ve kontratı sahibi oldum ve American Philharmonic ile Çin turu ve ABD de bu orkestra eşliğinde solo konser teklifi aldım. Eğitimimde kısacası Bilkentten mezun olduktan sonra, Kanada, The GGS of The Royal Conservatory of Music okulundan “Professional Artist Diploma”, ABD de Carnegie Mellon University den “Advanced Flute Studies” ve son olarak San Francisco Conservatory of Music okulundan yüksek “Master” diploması aldım. Bir çok ülkede solo, oda müziği ve orkestra ile konserler verdim ve çok prestijli Müzik Festivallerinin davetlisi olarak performanslar yaptım.

http://www.youtube.com/watch?NR=1&v=gfX8HL-amac&feature=endscreen

             Haksız sayılmam öyle değil mi …Gerçekten etkileyici.

G:Aranjörlük tarafında var sanırım?Bu da gençler için tek başına bir meslek olabilir mi?

Benim yaptığım aranjeler klasik müzik , solo flüt , orkestra ve  oda müziği repertuvarlarıyla ilgili aranje çalımaları olacaktır. Özellikle flüt enstrümanı ile çalışmaları olan kişilere teknik manada bilgilerimi paylaşmak önemli bir nokta..

G: Alexander Tekniğinden konuşalımmı birazda?

Amerika’da bu teknikle tanıştığım ve 4 yıl kadar eğitimini aldım.Hedef kitlesi sadece müzisyenler  değil.Tiyatro sanatıyla uğraşan veya bir bedene sahip olan herkes.Cerrahlar,dansçılar,ev hanımları yani herkesi  ilgilendiren bir konu.Bedeni doğru kullanmakla ilgili.Bedeni doğru kullanma Öğretiside denebilir.Bilinçsiz olarak karşımıza çıkan tüm rahatszlıklar aslında bdenimizi doğru kullanmamamız sebebiyle çıkıyor.Anatommizi bilmiyoruz ve yanlış kullanıyoruz.Burada vücudumuzun doğasında var olan koordinasyonu öğreniyoruz.Eğlenceli ve öneml bilgiler.Bu çalışmanın en kısa zamanda seminerlerini vereceğim.Sabırsızlandığım bir konu.

G:Eskiden çocukları sanatla tiyatroyla uğraşmak isteyen çocuklara aileleri ters tepki verip soytarımı olucaksın derlermiş.Biz bugün bu cümleye,üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen gülebiliyor muyuz sence?

Yol aldık diye düşünüyorum.Kendi gençliklerinde veya çocukluklarında sanatla uğraşmayanlar özellikle içlerinde ukte ile geliyorlar.En değerli varlıklarını bize getiriyorlar ve artık sanatın onlara neler getireceğinin farkında ebeveynler.Gelecekte meslekleri ne olursa olsun, sanatın katkısı çok büyük.Artık bu daha iyi biliniyor.

================================================================

fotoğraf

Amra’cım,

Gönlünü açtın.Çok keyifli ve dopdolu geçen sohbetimiz için teşekkürler sana…

Başarılarının devamı gelecektir, hiç şüphem yok.Biz seni takip ediyor olacağız.

Birgün, bir bale dersinde seninde müziğe eşlik ettiğin hatta müziğin ta kendisi olduğun bir derste dans etmek veya  öğretmenlik yapmak dileğiyle…

Gizem Tunç